Sağlık Abiye Modelleri | Gece Kıyafetleri | Gece Elbiseleri | Abiye Modelleri | Gelinlik

Sağlık

Topuklu Ayakkabıların Zararları

Topuklu Ayakkabıların Zararları

Tarih: 21 Şub 2010 Saat: 3:05am

Biz kadınlar için topuklu ayakkabı her ne kadar seksi gelse de zararlarını görmezden gelmek kendi zararımıza. Yapılan bir araştırmayla ortaya çıkan sonuçlarda 10 kadından 4’ü ayaklarını rahatsız etse bile, herşeye rağmen topuklu ayakkabı satın alıyor. Alışverişe giden kadınların yüzde 37’si ayakkabıları rahat olmasa bile moda diye aldıklarını söylüyor.

Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz‘un açıklamasında yer alan bilgilere göre yüksek topuklu ve dar ayakkabı ile botların, ayak bileklerinde sinir sıkışmalarına neden olduğunu ve bu durumun ise kişileri ameliyata kadar götürebileceği uyarısında bulundu.

Topuklu ve dar ayakkabı giymenin ayak sağlığına zararları…

Dr. Mehmet Yavuz: “Ayak bileğindeki sinir sıkışmaları ayak parmaklarına doğru yayılan ağrı ve uyuşmalara neden olur. Ayrıca dize doğru yayılan ağrılar da olabilir. Eğer şikayetlerin yüksek topuklu ve dar ayakkabıdan kaynaklandığı uzun süre fark edilmemiş ise tablo ağırlaşır ve ameliyat şart olabilir. Bu nedenle ayaklarında ağrı ve uyuşma hissedenlerin muayene olarak mutlaka EMG (Elektromiyografi) çektirmeleri gerekiyor.

EMG’de sinir sıkışması (tarsal tunel sendromu) tespit edildiğinde önce ilaç tedavisi önerilir. Bu arada yüksek topuklu ve dar ayakkabı ya da botların giyilmesi yasaklanır. Ayağı ve bileği sıkmayan rahat ayakkabılar önerilir. Eğer sorun çözülmezse operasyonla sıkışan sinir kurtarılır” dedi.

Erkekler de sorun yaşıyor…

“Problem sadece kadınlarda da değil. Erkeklerin de yüzde 17’si dar ve uygunsuz ayakkabılardan dolayı sağlık sorunları yaşıyor. Ayak bileğindeki sinir sıkışmaları, daha çok bayanlarda görülmesine rağmen erkeklerde de azımsanmayacak derecede karşılaşılan bir durumdur.

Diğer taraftan, 2 bin kadın arasında yapılan araştırmanın sonuçlarına göre; kadınların yüzde 80’i ayak bileğindeki sinir sıkışmalarından başka, ayak şişliği, tırnak batması, nasır gibi ayak problemleriyle de karşı karşıya kalmaktadır. Ayrıca yüksek topuklu ayakkabı giyilmesinin, ayakta ağrı ve şekil bozukluklarına neden olduğu bilinmektedir. Diğer bir önemli tehlike ise topuklu ayakkabının bacak kaslarında zorlanmaya yol açarak dizlerde kireçlenmeye sebep olmasıdır.”

Alınacak önlemler…

*Gerekmedikçe yüksek topuklu ayakkabı giymekten kaçının,

*Dar ve ayağı sıkan ayakkabılar yerine ayağınıza en uygun ayakkabıyı seçin,

* Mümkün olduğu kadar ayakkabıyı çorapla giyin çünkü çorap bilekteki sinir sıkışmasını nispeten önlemektedir,

* Mümkün olduğunca alçak ve kalın topuklu ayakkabılar tercih edin. Unutulmamalıdır ki basılan alan ne kadar geniş ise denge o kadar iyi sağlanır,

* Özellikle şeker hastalığı ya da dolaşım bozukluğunuz varsa, sinir sıkışmaları konusunda daha duyarlı ve dikkatli olun ve belirli zamanlarda ayaklarınızı kontrol ettirin,

*Ayakkabı alırken, eğimi öne doğru daha hafif olan modelleri seçin.

*Ayakkabı seçerken bir an için durun ve bu ayakkabının giyerken size problem yaratıp yaratmayacağını düşünün.

Dr. Mehmet Yavuz
Nöroloji Uzmanı

Ağız Kokusu önleme teknikleri

Ağız Kokusu önleme teknikleri

Tarih: 21 Şub 2010 Saat: 3:02am

Günümüzde birçok insanda görülen ve ortama rahatsızlık veren ağız kokusu birkaç yöntemle ortadan kaldırılabiliyor. Uzmanlar dişeti hastalığı, diş çürüğü, problemli dolgu ve ağzında tükürüğün az bulunmasını sebepleri arasında gösterdiği ağız kokusunun, düzenli fırçalama ve diş hekimine gidilmesiyle ortadan kaldırılabileceğini ifade ediyor.

Ayrıca, bu zamana kadar çok duymadığımız dilin fırçalanması da kokunun engellemesinde fayda sağlıyor.

Diş Hekimi Murat Sözmen, çevremizdeki birçok insanda ağız kokusunun büyük bir sorun olarak karşılarına çıktığını belirtiyor. İnsandaki ağız kokusunun yüzde doksan nedeninin diş ve dişeti hastalıklarından kaynaklandığına dikkat çeken Sözmen, kokunun önlenmesi için düzenli diş fırçalamanın ve diş ipi kullanmanın öneminden bahsediyor. Çünkü ağız kokusunun en temel sebebi diş aralarında kalan gıda artıkları. Bunun yanında ağızda kokuya sebep olan, çürük, problemli dolgu, dişeti çekilmesi ve diş taşı sorunu bulunuyorsa mutlaka bir diş hekimine gitmeniz tavsiye ediliyor. Çünkü dişlerinizi düzenli fırçalasanız da bunların tedavisi diş hekimi koltuğundan geçiyor. Devam

Soğuk Algınlığı

Tarih: 21 Şub 2010 Saat: 3:00am

Son bahar mevsiminin gelemsiyle yaşadığımız günlerin daha da kısalmasıyla havalar soğuyor ve mikroplar yayılmaya başlıyor.Bu dönemdeki ısı değişiklikleri vücut dengesini de bozarak bir anda yatağa düşürebilir.

Son baharın başlangıcında vücudun dengelerini bozan ısı değişimlerinin yol açtığı en sık hastalık ise soğuk aldınlığıdır. Genel olarak üşütme ya da nezle adıyla ifade dilir. Soğuk algınlığının nedeni de bir çeşit mikrop olan virüslerdir. Virüs alan kişiler hapşırma ve öksürmeyle mikrobu havaya karıştırarak yayarlar ve sonucunda sağlıklı kişilerin havayı soluması ya da gözlerden alınan mikrop ile hastalık gelişir.

Oysa ki kış aylarında karşılaşılan soğuk algınlığı genelde daha hafif atlatılır hatta kendiliğinden geçer. Buna rağmen tüm dünyada en sık karşılaşılan ve iş gücü kaybına sebep olan hastalıklar kategorisindedir. Çocuklarda ve vücut direnci düşük kişilerde sinüzit, bronşit, orta kulak iltihabı ve zatürreeye sebep olabilir.

Çocukların soğuk algınlığına yakalanma riski daha fazla olduğundan çocuklarda daha sık görülür. Bebekler yılda dört beş kez hastalanırken, büyüdükçe bağışıklık sistemleri geliştiğinden hastalanma sıklıkları azalır. Buna rağmen erkek çocuklar kız çocuklara nazaran daha hassastırlar.

Yaşama alanları dar olanlarda ya da kalabalık ailelerde bulaşma daha kolay olduğundan nezle riski artmaktadır. Üstelik sigara kullanımı olan kişilerde solunum yolu hastalıklarına ve soğuk algınlığına yakalanma oranı daha fazladır. Vitamin eksiklikleri özellikle A vitamini eksikliği olanlar daha fazla risk altındadır.

Soğuk algınlığından korunmada ilk şart bol temiz hava ve hijyen çok önemlidir. Eller sık sık bol suyla yıkanmalı ve burun, göz gibi organların elle temasından kaçınılmalıdır. Hasta kişilerin eşyalarına dokunulmamalı ve bulunduğu ortamlar sürekli havalandırılmalıdır. Bu kolay bulaşan hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Hatta bilinen yaygın bir söz de; tedavi edilirse yedi günde, edilmezse bir haftada geçtiğidir.

En önemli tedavisi kesin olarak istirahattir. Burada amaç soğuk algınlığının belirtilerinin hafifletilerek giderilmesi ve hastanın rahatlatılmasıdır. İlaç kullanımında da dikkatli olmalıdır, antibiyotikler ise gereksizdir, üstelik kesin olarak zarar verdiği de biliniyor. Burunda oluşacak tıkanıklıklar için en iyi uygulama, yan etkisi olmayan serum fizyolojik kullanımıdır. Bu tuzlu suyun buruna damlatılması ve hasta odasındaki havanın nemli olmasının sağlanmasıdır. Çok gerekli durumlarda burun damlaları kullanılabilir ancak üç ya da beş gün süreden daha fazla kullanılmamalıdır.

Selülitten Kurtulma Yöntemleri

Tarih: 21 Oca 2010 Saat: 7:56pm

ABD ve Avrupa ülkeleri ile aynı anda Türkiye”de uygulanan yeni yöntemle diyete gerek kalmadan selülitlerden kurtulmayı sağlıyor.

Liposuction iğnesi de denilen bu yöntemle 5-10 seansta ameliyatsız ve yan etkisiz zayıflama da gerçekleşiyor.

Memorial Hastanesi Medikal Estetik Bölümü Sorumlusu Dr. Seran Göçer yeni yöntemi anlattı: 

“Çok ince iğnelerle vücudun zayıflaması istenilen bölgelerine zayıflatıcı özelliği olan ilaç karışımı veriliyor.”

“Yan etkisi olmayan leschytn ve bazı bitkisel özlerin karışımından oluşan bu iğne, aynı zamanda kolesterolün de dengede tutulmasını sağlıyor.” Devam

Saç Ektirten Meslek Öğretmenlik

Tarih: 14 Oca 2010 Saat: 6:28pm

Bu zamana kadar binlerce erkeğe saç nakli yapan Dr. Melike Külahçı, kliniklerini en çok bu aylarda öğretmenlerin ziyaret ettiğini söylüyor.

Dünya genelinde her yıl ortalama 500 bin erkeğin saç ektirdiğini belirten Dr. Melike Külahçı, yılda ortalama 2500 kişi ile saç nakli için görüşmesi yaptığını ve kriz dönemine rağmen, plastik cerrahi operasyonları ve saç nakli talebinin hiç düşmediğinin altını çiziyor.
Transmed’e farklı dönemlerde farklı meslek gruplarından yoğun olarak talep geldiğini belirten Dr. Melike Külahçı, okulların tatil dönemi olan Ocak-Şubat aylarında en çok öğretmenlerin kliniği ziyaret ettiğini, yapılan operasyonlar arasında da başı saç naklinin çektiğini belirtiyor.

Erkeğin vücudunda en önem verdiği şey saçı

Her meslek grubunda erkeklerin saçlarını çok önemsediğini belirten Dr. Melike Külahçı, ‘’ Kadınlar küpe takar, makyaj yapar, giyinir, süslenir. Ancak ‘bakımlı erkek’ konseptinin egemen olduğu 2000’li yıllarda bile erkeğin saçından başka süsü yok. İşte tam da bu yüzden erkekler için saç çok önemli. Erkekler zamanı tersine çevirip daha genç görünmek için her fırsatı değerlendirip, elindeki tüm imkanları kullanabiliyor.’’ diyor.

Ortadoğulu erkekler saç ektirmek için geliyor
Hastalarının arasında yüzlerce önemli isim de bulunan Dr. Melike Külahçı,’’ Erkekler artık eskisinden çok daha bakımlı. Orta doğudan saç nakli için gelen işadamları sayısı o kadar fazla ki, her hafta mutlaka bir isim ile görüşüyoruz. En kusursuz erkek için bile saç çok önemli bir faktör. Geçtiğimiz aylarda dünyaca ünlü Bulgar bir modele saç nakli gerçekleştirdik. Kendisi Türkiye’deki birçok ünlü firmanın yüzü olmuş. O bile saçları yüzünden iş kaybettiğini düşünerek, saç nakli için Türkiye’ye geldi. Bu işin en kaliteli şekilde ülkemizde yapıldığını söyledi.’’

İşte Ocak – Şubat aylarında en çok gerçekleştirilen işlemler…

• Saç Nakli
• Liposuction
• Lazer Epilasyon
• Göz Kapağı Kaldırma

Amyotrofik Lateral Skleroz

Tarih: 29 Ara 2009 Saat: 2:20am

Kanser ve kalp hastalıklarından sonra gelen en büyük ölüm sebeplerinden biride beyin felcidir. Fransa’da her yıl 125 bin in san bu hastalığın kurbanı olmaktadır ve bunların 50 bini ölmek tedir. Diğer riskler ne yazık ki hastalığın tekrarı veya buna bağlı olarak daha fazla felç olarak karşımıza çıkmaktadır.

AVC beynin bir bölümünde tahribata yol açar. Enfarktüs ta rafından tetiklenir, kan pıhtısıyla tıkanan damar % 80 oranda bu nedenle oluşur. Bunun yanı sıra daman tıkayan bir kanama tor tusu da sözkonusu olabilir. Beyin hastalıklarının yarıya yakını sadece öncelikli faktörlere dikkat etmek suretiyle önleyici bir te daviyle önlenebilir. Kardiyolojik rahatsızlıklar, diyabet, sigara tiryakiliği ve kolesterol, hepsi de ataklardan veya tekrarlanan ra hatsızlıkların başlıca nedenidir. Bunlardan korunmak aşırı dere cede önemlidir.

Kronik enfeksiyonlara dikkat
Bilim adamları, bilirkişilerin normal olarak açıkladığı kronik beyin enfeksiyonlarının birçok kötü hastalığın ve fonksiyon bo zukluklarının başlangıç noktası olabileceğini düşünüyorlar; aynı zamanda beyin damarı rahatsızlıklarına neden olabileceğinin de altını çiziyorlar. Kardiyolojiye gelince, kan damarlarındaki mikroenfeksiyonların kardiyolojik rahatsızlıklara da yol açabilece ğini uzun zamandan beri biliniyor.

Okinavva’ya gelecek olursak, oradaki beslenme rejimleri en çok Omega 3 içerir ve bundan daha az da Omega 6. Okinavva re jimi, kesinlikle kalp ve beyni koruyan bir etkiye sahiptir. Evet, balık ya da kanola yağı! Bisküvi yerine hazır yiyecekler, yağlı et ler ya da aşırı süt ürünleri değil.

Ve Okinavva’da
Okinavva’da beyin felçleri nadirdir; oluş riski bizden % 80 da ha azdır. “Önleyici yardımcılar” kategorisindeki liste okunduğu zaman yaşlı Okinawa’lıların bu listeye her zaman harfi harfine uyduğu açık bir şekilde görülür. Onlar sonucu daha da kötüle şen rahatsızlıklardan korunmayı hiç ihmal etmediler. Okinawa rejiminin gücüyle beyin damarlarını korudular, her şeyden ön ce de kalplerini…

Riski arttıranlar
-Aşırı hayvansal proteinler (et, peynir, süt ürünleri)
-Aşırı kahve (günde 4 fincanın üzerinde)
-Tuz
-Endüstriyel gıdalardan oluşmuş ürünler (hazır yemekler, bisküviler)
-Aşırı yemek yemek
-Sigara (pasif içiciler de bu tabloya dahildir; sigara içilen bir ortamda yaşadığınız zaman beyin damarları rahatsızlıkları riski iki kat daha fazladır; siz sigara içmeseniz bile..)
Önleyici Yardımcılar
-Bitkisel olarak zengin bir beslenme (taze ve kuru meyve ve sebzeler)
-Folik asit içeren besinler (B9 vitamini) homosisteini durdu ran tek madde; kuru sebzeler, yeşil yapraklı sebzeler, portakal, avokado, badem.
-Çay
-Günde 2 bardak kırmızı şarap. İsteğe bağlı.
-Yağlı balıklar, bitkisel yağlar
-Fiziksel etkinlik.

Sırt Ağrıları

Tarih: 27 Ara 2009 Saat: 11:33pm

Vücudumuza destek kuvvvet olarak görev yapan sırtımızdaki ağrılarımızı önemsemeliyiz.Sırt ağrıları milyonlarca insanın ortak sorunu. Özellikle gelişmiş ülkelerde sırt sorunları önemli bir probleme dönüştü. Bunun için sırt sağlığına özen göstermeliyiz.

Yapılan bir araştırmaya göre sırt ağrılarından yakınanların yüzde 35’i için sırt ağrıları kronik bir soruna dönüşüyor. İnsanların sırtları neden ağrır? Tıp uzmanları başlıca nedenleri şöyle sıralıyorlar: Kötü duruş, incinme, stres, hamilelik, yaşlılık ve aşırı kullanma.

Duruşa dikkat

Eğer düzgün durmayı ilke edinirseniz sırt ağrılarınızın azaldığını göreceksiniz. Bir süre sonra da hiçbir şikayetiniz kalmayacak. Otururken öne doğru eğilmemeye dikkat edin. Omuzlarınız öne doğru gelmesin. Sürekli olarak omuzlarınızı geri itin ve midenizi içinize çekin. Böylece vücudun ağırlığını eşit olarak çeşitli bölgelere dağıtmış olursunuz. Sakın bacak bacak üstüne atarak oturmayın. Bu alışkanlık kan dolaşımını zorlaştırır. Eğileceğiniz zaman sırtınızı öne eğmeyin. Dizlerinizi kırarak diz çökün. Böylece sırtınıza fazla yük binmesini önlersiniz. Alışverişten dönerken, yükü bir elinizde taşımayın. İki ayrı çanta ya da torbaya eşit miktarda malzeme koyun ve öyle taşıyın. Sırtınız ve omuzlarınız arasında denge kurulmasını sağlamakla, sırt ağrısı çekmekten kurtulursunuz.

Ağrılara neden olan hastalıklar

Schuermann hastalığı:

Boyun ve bele göre sırttaki omurlar daha az hareketlidir. Bu nedenle büyüme çağında kan dolaşım problemlerine ait omur düzeyindeki gelişim hastalıkları en çok sırtta görülür. Büyüme çağında kas, eklem uyumsuzluğu yaşayan çocukların sırtlarında ortaya çıkan kifoz adı verilen yuvarlılık, kamburlaşma sırt ağrısına neden olabiliyor. Hastalığın habercisi olabileceği gibi bu dönemde öne doğru eğilmelerden de kaynaklanabilir. Skolyoz, çocukluk ve genç erişkinlik dönemlerinde omurganın üç boyutta eğrilmesi sırt ağrısıyla kendini belli edebilir. Bu sırt ağrıları hareketle artan dinlenmeyle geçen özelliktedir.

Enflamatuar (İltihaplı) romatizmal hastalıklar:

Enflamatuar, gece ağrıları diye adlandırılan bu sırt ağrıları hastalığın en çok bilinen belirtisidir. Gecenin ikinci yarısında uykudan uyandırabilecek şiddette görülür. Ağrıların yanı sıra eklem şişmeleri, sabah sertliği şikayetleri ortaya çıkar. Romatizmal hastalıklarda erken tanıyla, hastalık nedeniyle ortaya çıkabilecek tahribat en aza indirilmeye çalışılır.

Osteoporoz adı verilen kemik erimesi hastalığı:

Özellikle geceleri sırtta şiddetli ağrılara neden olabiliyor. Yaşlı kadınlarda sırt ağrıları, osteoporoz nedeniyle ortaya çıkan osteoporotik yıkım adı verilen, omurların şekillerini kaybedip çökmesinden kaynaklanabilir.

Kanser:

Orta yaş üstünde (40 yaş üzerinde) omurgaya yayılmış kanser nedeniyle gece sırt ağrıları ortaya çıkabilir. Ağrıların bu yönde araştırılması gerekiyor. Hastalığın elenmesinde en kolay tanı yöntemi iki yönlü sırt grafisi çekmek.

Oransızlık problemleri:

Kilo ve boy endeksine göre göğüsleri büyük olan kadınlar sırt ağrısı çekebiliyorlar.

Kalp hastalıkları:

Kürek kemiğine vuran sırt ağrıları, kalp hastalıklarından şüphelenmesine neden olabiliyor. Safra yolları hastalıklarında sırt ağrısı ilk belirti olarak ortaya çıkabiliyor.

Zona:

Sinir uçlarında iltihaplanması sonucu ortaya çıkan hastalık hiçbir belirti vermeden sırt ağrısıyla kendini gösterebiliyor.

Psikosomatik neden:

Sırt ağrıları sadece yaşam koşulları ve strese bağlanmamalı. Her türlü hastalık irdelenmeli.

Ağrıları geçirmek için

Eğer sırtınız ağrıyorsa, yaptığınız iş ne olursa olsun o işi bırakın. Eğer sırtınızda sıcaklık da varsa, soğuk kompres uygulayın. Eğer sırtınız ağrırken aynı zamanda geriliyorsa, sıcak su torbasını sırtınızda gezdirin. Bu arada ağrı kesici bir ilaç da alabilirsiniz. Eğer iki üç gün içinde sırt ağrılarınız geçmezse bir doktora görünmelisiniz.

Uzun süre yatak istirahati yapmak, sırta destek veren kasları zayıflatabilir. Bu nedenle sadece yatarak ağrı geçirmeyi denemek yanlıştır. Bu arada yoga hareketlerinin sırt için son derece yararlı olduğunu belirtelim.

Sağlıklı bir sırt için

1 – Stres ve gerginlik, sırt kaslarının gerilmelerine neden olur. Bu nedenle haftada bir kez sırtınıza masaj yaptırın ya da yoga yapmayı öğrenin. Sırt kaslarının rahatlaması için bu önlemleri almak zorundasınız.

2 – Sırtın sağlıklı olabilmesi için doğru egzersizleri seçmek çok önemlidir. Yüzme ve yürüyüş sırt için ideal egzersizler olarak nitelendirilir, ama siz gene de bir doktora danışın.

3 – Oturduğunuz sandalye ya da koltuk, mutlaka çok rahat olmalı. Ve sırtınıza destek vermeli. Evde iş yerinde ve arabada bu hususa dikkat etmelisiniz. Yumuşak kanape ve koltukların arkalarına yastık koyarak destek almak gerekir.

4 – Yaşamımızın yaklaşık üçte birini uyuyarak geçirdiğimize göre yatağımıza da dikkat etmemiz gerekiyor. Yatağınız kalçalarınızın ve omuzlarınızın rahat edebileceği bir şekilde olmalı.

Sırt Kaslarınız İçin Yapabileceğiniz Basit Egzersizler

1. Boynunuzu Esnetin

Dik olarak oturun ve başınızı kendi etrafında döndürmeden omuzlarınıza doğru hafifçe eğin. Telefonla konuşurken ahizeyi bir sağ omuzunuza bir de sol omuzunuza koyarak bu egzersizi yapabilirsiniz.

2. Omuzlarınız İçin

Dik oturuş pozisyonunuzu bozmadan gece yatış pozisyonlarınızdan kaynaklanan sırt ağrılarınızı gidermek için omuzlarınızı önce öne sonra arkaya doğru düzenli rotasyon ile hareket ettirin.

3. Göğüs Kasları İçin

Dik oturur pozisyonunuzu bozmadan kollarınızı gergin olarak önde göğsünüze paralel şekilde birleştirin. Kollarınızın gergin olmasına özen gösterin ve elleriniz birbirine birleşik iken, başınızın üstüne doğru kol iç kasları ve gögüs kaslarınızın gerilmesini sağlayın.

4. Sırt Kaslarına Devam

Dik oturur pozisyonunuzu koruyarak Önce sağ/sol kolunuzu yana doğru açın. Elinizi bileğinizden yukarı doğru avucunuz dışa bakacak şekilde gerin ( Bu sizin alt kol iç kaslarınızı açacaktır). Pozisyonu bozmadan kolunuzu sırtınıza doğru gerin ve el bileğinizi kendi etrafında çevirin. Kolunuzu başınıza paralel kaldırın ve aynı hareketi tekrarlayın. Kütürdeyen kas seslerinizi duyacaksınız. Aynı işlemi diğer kolunuza da uygulayın.

5. Sıra Bacaklarda

Sırtınızı dik tutmaya çalışarak bacağınızı göğsünüze doğru çekin. Arka bacak kaslarınızın gerginliğini hissedene bu hareketi yapın. Pozisyonu bozmadan ayak bileğinizi kendi etrafında döndürün ve gergin durumdayken yavaşça sandalyenin yanına 2. şekildeki gibi bırakın. Diğer bacağınıza da aynı işlemi tekrarlayın.

6. Yan Bacak Kaslarınız İçin

Dik oturur pozisyonda önce sağ/sol bacağınızı dik olarak gövdenize paralel olarak uzatın. Bacağınızı gergin hale getirip ayak bileğinizden ayağınızı kendi etrafında çevirin.

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşma yolları

Tarih: 05 Kas 2009 Saat: 12:33am

Genellikle cinsel ilişki yoluyla insandan insana bulaşan mikroorganizmaların (mikrop) neden olduğu genital yol (üreme organları) enfeksiyonları “Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar” olarak adlandırılır. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korkmayın, utanmayın, kendinizi ve sevdiklerinizi korumak için önlem alın.

Hastalıklar nasıl bulaşır?

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ancak cinsel hastalığı olan birisiyle girilen cinsel ilişki sırasında ya da fiziksel temas sonucunda bulaşabilir. Doğal olarak birden fazla seks partneri olan kişiler, daha fazla risk altındadırlar.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kan yolu ile de bulaşabilir mi?

HIV ( AIDS virüsü), hepatit B virüsü ve frengi mikrobu kanda da bulunduğundan cinsel ilişki dışında kan yolu ile de bulaşabilen hastalıklardır. Bulaşmada kontrolsüz kan nakli, steril ( mikroplardan arındırılmış) olmayan şırınga ve iğneler, kesici ve delici aletler de rol oynar. Damar içi uyuşturucu bağımlılarının kullandıkları şırınga ve iğneler ile bu hastalıkların bulaşma riski vardır.

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların hangileri anneden bebeğine bulaşabilir?

HIV enfeksiyonu, hepatit B, sifiliz (frengi), gonore (bel soğukluğu), herpes ve klamidyoz adı verilen hastalıklar gebelik süresince veya doğum sırasında anneden bebeğine bulaşabilir.

Bu hastalıklarda her zaman belirti olur mu?

Cinsel temastan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için geçen süre (kuluçka süresi) hastalıktan hastalığa fark gösterir. Her zaman belirti olmayabilir. Bu süre günler (bel soğukluğu), haftalar (klamidyoz, hepatit B), aylar (frengi) ya da yıllar (AIDS) olabilir. Bazen de rahatsız etmeyecek kadar hafif belirtileri olabilir. Özellikle kadınlarda bazen hiç belirti görülmez. Ancak, tedavi edilmediği sürece, belirtisiz enfeksiyonu olanlar, bilmeden hastalığı başkalarına bulaştırırlar.

Belirtileri nelerdir?

- İdrar yaparken yanma, acıma, sık sık idrara gitme
- Peniste, vajinada, makatta veya ağızda yaralar, siğiller ve içi su dolu kabarcıklar oluşması
- Penis, vajina veya makattan akıntı olması.( Bu akıntı su gibi, süt gibi, beyaz, sarımtırak veya yeşil olabilir ve kokusu normal vajina akıntısından farklıdır.)
- Kasık kıllarında, makatta veya vajina etrafında kalıntı
- Kasıklarda şişkinlikler ve bezeler
- Yumurtalıkların birinde veya her ikisinde ağrı
- Karnın alt bölümünde ağrı
- Cinsel ilişkiden sonra kanama

Cinsel yolla bulaşan hastalıklarda bu belirtilerden biri ya da birkaçı beraberce görülebilir, ancak bunlar başka hastalılara da bağlı olabilirler. Tanı konması ve tedavi için cinsel yolla bulaşan bir hastalıktan şüphelendiğinizi söyleyerek doktora gitmelisiniz.

Bu hastalıkların tedavisi var mı?

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar tedavi edilebilirler. Ancak AIDS’in tedavisi yoktur. Ayrıca Hepatit B’den de aşı ile korunabilirsiniz.

Tedavi edilmezse ne olur?

Eğer cinsel yolla bulaşan bir hastalığa yakalanıp tedavi edilmezseniz bu ciddi sonuçlar verebilir. Kısırlık ya da kadınlarda dış gebelik gibi… Ayrıca bir cinsel yolla bulaşan hastalığa yakalanmak, AIDS (HIV) virüsünü almayı kolaylaştırır.

Bu hastalıklar cinsel ilişki dışında da bulaşabilirler mi?

Bu hastalıklardan birinin mikrobunu taşıyanlar gebelik veya doğum sırasında taşıdıkları mikrobu bebeklerine geçirebilirler.

AIDS virüsü ve Hepatit B mikrobu taşıyan kişilerden kan nakli, steril olmayan iğnelerle kan alınıp verilmesi, tedavi yapılması, damardan uyuşturucu kullanımıyla (başkasının iğnesinin kullanılması ile) veya temiz olmayan iğnelerle dövme yapılması, kulak delinmesi gibi yollarla bulaşabilir.

Başkasının bardağını veya çatal kaşığını kullanmakla cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanmazsınız.

Ayrıca başkasının nefes ve öksürüğünden, onunla el sıkışmak ve öpüşmekle da bu hastalıklar bulaşmaz. Böcek ve sivrisinek ısırması, tuvaletlerden (klozet kapağından), yüzme havuzları veya hamamlardan da bu tür hastalıklar bulaşmaz.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan nasıl korunulur?

- Cinsel ilişkide kondom kullanın.
- Cinsel eş sayısının artmasının, hastalık bulaşma riskini de arttırdığını unutmayın.
- Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceğini unutmayın.
- Alkol ve uyuşturucunun doğru ve sağlıklı düşünmeyi engelleyerek, cinsel ilişki sırasında olumsuz davranışlara neden olabileceğini aklınızdan çıkarmayın.
- Size nakledilecek kanda gerekli testlerin yapılıp yapılmadığını sorun.
- Başkalarının kullandığı şırınga ve iğneyi kullanmayın. Bir defa kullanılıp atılan şırınga ve iğne kullanılmasını isteyin.
- Hamile iseniz, doğum öncesi dönemde düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırın.

Cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğunu düşününce ne yapmalıdır?

Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtilerinden kuşkulandığınızda muhakkak bir uzmana başvurun. Yakınmalarınız kaybolsa da, hastalıklar genellikle kendiliğinden iyileşmezler. Tedavi her zaman gerekir.

Hangi hastalıklar cinsel ilişki yoluyla bulaşabilir?

Bugün için 40’ dan fazla cinsel yolla bulaşan hastalık bilinmektedir. En sık rastlanılanları:
- HIV enfeksiyonu ( AIDS )
- Hepatit B
- Bel soğukluğu ( Gonore )
- Frengi
- Klamidyoz
- Kandidiyazis
- Trikomoniyazis
- Yumuşak şankır
- Granuloma inguinale
- Genital herpes
- Lenfogranuloma venerium

Doktora gitmekten çekinmeyin!

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların çoğunun tedavisi kolaydır. Laboratuar incelemeleri gerekebilir. Verilen tedaviyi, şikâyetleriniz geçse bile tam uygulayın. Tedavi süresince cinsel ilişkide bulunmayın ya da ilişki olduğunda siz veya eşiniz kondom kullanın.

Eşinizi ya da ilişkide bulunduğunuz kişiyi uyarınız

Hastalığın size bulaştığı andan sonra ve tedavi süresince hastalığı cinsel ilişkide bulunduğunuz herkese bulaştırabilirsiniz. Bu nedenle kontrol ve tedavi için geçmişte cinsel ilişkide bulunduğunuz insanları uyarmalısınız.

Güvenli cinsel ilişki kurunuz

Cinsel yolla bulaşan hastalığı olmayan, başka biriyle ilişkisi olmayanlarla ve tek bir eşle cinsel ilişki kurmaya özen gösterin. Sizin tek eşiniz olabilir. Ama eşinizin başka eşi olmadığından da emin olunuz.

Şüpheli her ilişkide

Başkasıyla cinsel ilişkiye girdiğini bildiğiniz ya da düşündüğünüz herkesle kurulan ilişki şüphelidir. Kondom(kılıf) kullanın. Güvenli cinsel ilişki için kondom kullanımıyla ilgili ayrıntılı bilgi edinin.

Keten tohumu

Tarih: 11 Eki 2009 Saat: 2:44pm

Omega-3, omega-6 yağ asitlerinin iyi bir kaynağı olan keten tohumu, yüksek oranda çözünür ve çözünmez lif içerir, göğüs, kolon, prostat kanserine karşı koruyucu olan lignanların kaynağıdır.

Günde 1 yemek kaşığı keten tohumu tüketilmesi yeterlidir. Hamile, emziren kadınlar ve küçük çocukların ise kullanmaması önerilir. Yeterli miktarda balık tüketmiyorsanız (Omega-3 yağ ihtiyacınızı karşılamak için), hamur işlerine de keten tohumu ekleyebilirsiniz.

Keten tohumları sert olduğundan dikkatli bir çiğnemede bile yeterince öğütülemeyebilirler, bu da yeterince sindirilmeden vücuttan atılmalarına sebep olur. Öğütülmüş keten tohumunun sindirimi çok daha kolaydır. Keten tohumunu öğütmek için karabiber veya kahve el değirmenleri ya da bu tip tohumları öğütmek için özel olarak üretilmiş
elektrikli öğütücüler kullanılabilir. Devam

Kanser hücrelerine çipli takip

Tarih: 11 Eki 2009 Saat: 2:41pm

Kanadalı bilim adamları, kanser hastalıklarının tedavisinde yeni boyut açacak mikro çip geliştirdi.

Toronto Üniversitesi’nden Shana Kelly’nin başkanlığında Toronto ve Queens Üniversitesi ile Prenses Margaret Hastanesi bilim adamlarından oluşan bir ekibin nanoteknoloji ile geliştirdikleri mikroçip, daha önce bir dizi tetkikle günlerce süren, kanserli hücrelerin bulunması, kanserin türü ve hangi aşamada olduğunun saptanmasını 30 dakikada yapabiliyor. Devam

Advertisement

Diğer Konular

Yeni Arşiv

Mart 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  


Web Stats